Kişiye Özel Sağlığın Unutulan Boyutu: Zaman

İnsanı anlamak, yalnızca onu bir anda görmek değildir; zaman içinde nasıl değiştiğini ve bütün bu değişimin içinde nasıl aynı kaldığını da görebilmektir.

Kişiye özel sağlık, modern sağlık bilimlerinin en güçlü vaatlerinden birini taşıyor: bireyi yalnızca bir hastalık, bir laboratuvar değeri ya da popülasyon ortalaması üzerinden değil; biyolojik özellikleri, yaşam biçimi, psikolojik yapısı ve çevresel koşullarıyla birlikte değerlendirebilmek.

Bu yaklaşımda bütüncüllük önemli bir yere sahip. Genetik veriyi yaşam biçiminden, metabolik göstergeleri uykudan, davranışı psikolojiden, bireyi içinde yaşadığı çevreden koparmadan değerlendirmek gerekir.

Fakat bütüncüllüğün çoğu zaman gözden kaçan başka bir boyutu daha vardır:

Zaman.

Bir insan hakkında ne kadar çok veri toplarsak toplayalım, bunların tamamı aynı zaman noktasına aitse hâlâ o insanın yalnızca bir kesitine bakıyor olabiliriz.

Bir fotoğraf çok ayrıntılı olabilir.

Ama yine de fotoğraftır.

Ben Aynı Benim; Ama Koşullarım Aynı Koşullar Değil

Canlı sistemler durağan değildir.

Bitkiler, hayvanlar ve insanlar yaşam boyunca kazanım, korunum ve kayıp süreçlerinden geçer. İnsan bedeni değişir; davranışları, alışkanlıkları, ilişkileri, çevresi ve yaşam koşulları değişir. Bazı özellikler kazanılır, bazıları uzun süre korunur, bazıları ise zamanla kaybedilir ya da başka biçimlere dönüşür.

Bugünkü uyku düzenim beş yıl öncekiyle aynı olmayabilir. Fiziksel aktivitem, stres düzeyim, beslenme biçimim, çalışma koşullarım, sosyal ilişkilerim, metabolik durumum ve sağlığıma verdiğim anlam değişmiş olabilir.

Bütün bunlara rağmen bütün bu zaman noktalarında sözünü ettiğimiz kişi yine “ben”im.

Ben aynı benim; ama koşullarım aynı koşullar değil.

Bu nedenle kişiye özel sağlıkta yalnızca şu soruyu sormak yeterli değildir:

Bu birey diğer bireylerden nasıl farklıdır?

İkinci bir soru daha gerekir:

Bu birey kendi yaşam seyri içerisinde nasıl değişmektedir?

Bireyler arasındaki farklılığı görmek kişiselleştirmenin bir yönüyse, aynı bireyin zaman içindeki değişimini görebilmek de diğer yönüdür.

Bir Değer “Normal” Olabilir; Ama Yine de Önemli Olabilir

Bir sağlık göstergesinin bugün popülasyon için kabul edilen referans aralığında olduğunu düşünelim.

Kesitsel olarak baktığımızda sonuç rahatlatıcı olabilir.

Peki aynı gösterge kişinin önceki ölçümlerinde sürekli olarak farklı bir düzeydeyse ve son birkaç ölçümde aynı yönde hareket etmeye başlamışsa?

Bugünkü değer hâlâ “normal” olabilir.

Fakat kişinin kendi seyri başka bir şey anlatıyor olabilir.

Bu durum, popülasyon referanslarının önemsiz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, iki farklı karşılaştırma bize iki farklı türde bilgi verir.

Birincisi:

Bu kişi diğer insanlara göre nerede duruyor?

İkincisi:

Bu kişi kendi seyri içerisinde nereye doğru gidiyor?

Ancak burada önemli bir sınır vardır. Kişinin geçmişi de mutlak bir ideal değildir.

Yaş ilerler. Yaşam dönemi değişir. Hastalıklar, tedaviler, çevresel koşullar ve yaşam biçimi değişebilir. Dolayısıyla amaç insanı geçmişteki bir değerine geri döndürmek değildir.

Daha anlamlı olan; önceki kesitlerini, bugünkü koşullarını ve ilgili gösterge için beklenen seyri birlikte değerlendirebilmektir.

Çünkü aynı bireyde bile aynı etken, farklı koşullarda aynı sonucu doğurmak zorunda değildir.

Boylamsal İzlemek ile Zamansal Düşünmek Aynı Şey Değildir

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.

Bir kişiyi zaman içinde tekrar tekrar değerlendirmek yeni bir yaklaşım değildir. Tıp, psikoloji ve sağlık bilimleri uzun zamandır boylamsal izlem yöntemlerini kullanıyor.

Bir ölçüm yapılabilir, müdahale uygulanabilir ve daha sonra ölçüm tekrarlanabilir. Daha kapsamlı çalışmalarda doğal seyir izlenebilir, risk değişimleri değerlendirilebilir veya çok sayıda zaman noktasından veri toplanabilir.

Bunların hepsi değerlidir.

Fakat boylamsal veri toplamak ile zamansal düşünmek aynı şey değildir.

Asıl mesele T1’in yanına T2’yi koymak değildir.

Mesele, T2 ortaya çıktığında T1’i nasıl okuduğumuzun değişip değişmediğini de sorabilmektir.

İki zaman kesiti değişimin yönüne ilişkin ilk bilgiyi sağlayabilir. Daha fazla kesit biriktikçe, ölçümlerin güvenilirliğine, sıklığına, doğal değişkenliğine ve izlenen özelliğin hangi zaman ölçeğinde değişmesinin beklendiğine bağlı olarak bir örüntü görünür hâle gelebilir.

Ve bazen örüntü ortaya çıktığında geçmişteki parçaları başka türlü okumaya başlarız.

Bir Nota, Ezginin İçinde Başka Bir Anlam Kazanır

Gestalt düşüncesinin temel sezgilerinden biri, bütünün yalnızca parçaların toplamından ibaret olmadığıdır. Bütün, aynı zamanda parçanın anlamını da etkileyebilir.

Bir ezgide tek bir notayı düşünün.

O nota tek başına fiziksel olarak tanımlanabilir. Fakat ezginin içindeki işlevi ve anlamı, kendisinden önce ve sonra gelen notalarla kurduğu ilişki içerisinde belirginleşir.

İnsan yaşamındaki zaman kesitleri elbette bir ezginin notalarıyla aynı şey değildir. Bu nedenle bu benzetmeyi bilimsel bir eşitlik olarak değil, düşünsel bir analoji olarak görmek gerekir.

Fakat analojinin gösterdiği önemli bir nokta vardır:

Farklı zaman kesitleri yalnızca yan yana eklenmez; birlikte oluşturdukları örüntü, her bir kesitin nasıl yorumlanacağını da değiştirebilir.

Bugün önemsiz görünen küçük bir değişim, sonraki yıllarda ortaya çıkan seyir içerisinde farklı bir anlam kazanabilir.

Tıpkı tek bir parçayı bütünün içinde yeniden anlamlandırmak gibi.

Bütüncüllüğü yalnızca aynı anda bulunan parçaların ilişkisi üzerinden düşünürsek, insanın önemli bir özelliğini kaçırabiliriz:

Bütünün zaman içerisinde nasıl değiştiğini.

Zamansal Bütüncüllük

Burada zamansal bütüncüllük olarak adlandırdığım düşünce ortaya çıkıyor.

Zamansal bütüncüllük, boylamsal ölçümün yeni bir adı değildir. Yeni bir test, ölçek ya da klinik protokol de değildir.

Daha çok bir değerlendirme duruşudur:

Aynı bireyin farklı zaman noktalarında elde edilen biyolojik, psikolojik, davranışsal ve çevresel bilgilerinin; değişimleri, süreklilikleri, koşulları ve zaman içinde oluşturdukları örüntüler içerisinde birlikte değerlendirilmesi.

Bu bakışta zaman; biyolojinin, psikolojinin, davranışın veya çevrenin yanına eklenen yeni bir katman değildir.

Bütün bu katmanları kesen bir boyuttur.

Bu nedenle kesitsel bütüncüllük ile zamansal bütüncüllük birbirinin alternatifi değildir.

Kesitsel bütüncüllük, belirli bir zamanda bireyin farklı özellikleri arasındaki ilişkileri görmeye çalışır.

Zamansal bütüncüllük ise aynı bütünün zaman içerisinde nasıl değiştiğini anlamaya çalışır.

Birincisi diğerini geçersiz kılmaz.

Birlikte, insanın hem o andaki yapısını hem de değişim örüntüsünü görmemizi sağlarlar.

Çocuktum, Büyüdüm, Yaşlandım; Ama Yine Benim

Prof. Dr. Yılmaz Özakpınar’ın Psikolojinin Kavramsal Yapısı eserinde ele aldığı kavramlaştırma yetisi, burada ilginç bir düşünsel kapı açar.

Bir çocuk farklı kedilerle karşılaşır. Renkleri, büyüklükleri, sesleri ve başka özellikleri birbirinden farklıdır. Buna rağmen değişen özelliklerin ardındaki ortaklığı kavrayabilir ve daha önce hiç görmediği başka bir hayvan için “kedi” diyebilir.

“Kedi” kavramı, tek bir somut kedi değildir. Farklı örneklerdeki ortaklığı kavrar.

“Ben” kavramında da düşündürücü bir benzerlik vardır.

Çocuk olan ben ile yetişkin olan ben aynı durumda değildir. Yaşlanan ben de önceki ikisiyle aynı değildir.

Beden değişmiştir.

Bilgi değişmiştir.

Davranışlar değişmiştir.

Çevre ve koşullar değişmiştir.

Fakat bütün bu zaman kesitlerini aynı yaşamın parçaları olarak kavrarız.

Buradan kişisel kimliğin doğasına ilişkin metafizik bir sonuç çıkarmak gerekmiyor. Longevity açısından daha sınırlı fakat önemli bir düşünsel paralellik yeterlidir:

Zamansal bütüncüllük, değişen zaman noktalarının ardındaki aynı bireyi ve onun değişim örüntüsünü birlikte görebilmektir.

Başka bir ifadeyle:

Süreklilik ile değişimi aynı anda okuyabilmek.

İnsan Yalnızca Değişmez; Değiştiğini da Fark Edebilir

Burada psikolojinin ayrı bir katkısı ortaya çıkar.

İnsan yalnızca zaman içinde değişen biyolojik bir sistem değildir.

Kendi değişimini gözlemleyebilen ve ona anlam verebilen bir varlıktır.

Öz izlem — self-monitoring — bu nedenle longevity bağlamında yalnızca adım saymak, uyku süresini kaydetmek, nabzı takip etmek veya bir uygulamaya veri girmek olarak düşünülmemelidir.

Bunlar kayıt üretir.

Fakat kişinin bu kayıtları kendi yaşamındaki koşullar, davranışlar ve değişimlerle ilişkilendirmesi başka bir düzeydir.

“Son zamanlarda uykum neden bozuluyor?”

“Egzersiz yaptığım dönemlerde yalnızca kilom mu değişiyor, yoksa ruh hâlim ve uyku kalitem de değişiyor mu?”

“Stresimin arttığı dönemlerde hangi alışkanlıklarım bozuluyor?”

“Bende tekrar eden bir örüntü var mı?”

Bu sorular insanı yalnızca ölçülen kişi olmaktan çıkarıp kendi değişiminin gözlemcilerinden biri hâline getirebilir.

Elbette daha fazla ölçüm her zaman daha fazla sağlık anlamına gelmez.

Bazı kişilerde sürekli öz izlem; sağlık kaygısını, kontrol davranışlarını veya bedensel belirtilere aşırı dikkati artırabilir. Bu nedenle öz izlemin kendisi bile kişiye, amaca ve koşullara göre değerlendirilmelidir.

Ama uygun kişide ve uygun biçimde kullanıldığında önemli bir psikolojik imkân doğar:

İnsan kendi yaşamının zaman içindeki örüntülerini görmeye başlayabilir.

Katılımcılığın Daha Derin Bir Anlamı

Kişiye özel sağlık yaklaşımlarında katılımcılık önemli ilkelerden biridir.

Fakat katılımcılığı yalnızca kişiye verilen önerilere uyması olarak düşünürsek, kavramın psikolojik imkânını daraltmış oluruz.

Katılımcılık, bireyin yalnızca sağlık hizmetinin pasif alıcısı olmaktan çıkması değil; kendi yaşamının zamansal örüntülerini görebilen aktif bir yorumcusu hâline gelmesidir.

Bu, kişinin kendi hekimi olması anlamına gelmez.

Profesyonel değerlendirmenin yerine kişisel yorumun geçirilmesi de değildir.

Tam tersine, iki farklı bilgi kaynağının karşılaşmasıdır.

Sağlık profesyoneli bilimsel ve klinik bilgiyi getirir.

Birey ise kendi yaşamının bağlamını getirir.

Çünkü bir laboratuvar sonucu bize bir değerin ne olduğunu gösterebilir; fakat o değerin ortaya çıktığı dönemde kişinin nasıl yaşadığını, neyin değiştiğini, hangi alışkanlığın başladığını, hangisinin kaybolduğunu ve bütün bunların onun yaşamında ne ifade ettiğini tek başına anlatamaz.

Psikolojinin kişiye özel sağlık ve longevity alanındaki önemli katkılarından biri tam burada belirginleşir.

İnsan Bir Veri Noktası Değildir

Kişiye özel sağlık yalnızca daha fazla veri toplamak değildir.

Bazen asıl mesele, veriyi doğru bağlama ve doğru zamana yerleştirebilmektir.

Çünkü insanın bugünkü hâli ne geçmişinden bağımsızdır ne de geçmişinin basit bir tekrarıdır.

İnsan değişir.

Bedeni değişir.

Davranışları değişir.

Çevresi değişir.

Koşulları değişir.

Fakat bütün bu değişimlerin içinden geçen bir yaşam seyri vardır.

Bu nedenle kişiye özel sağlık yalnızca:

“Bu insan kimdir?”

diye sormamalıdır.

Bir başka soruyu da aynı ciddiyetle sormalıdır:

“Bu insan hangi zamanda, hangi koşullar altında ve nasıl bir seyir içindedir?”

Çünkü insanı gerçekten kişiye özel değerlendirmek istiyorsak, yalnızca parçalarını değil; zaman içindeki bütününü de görmeye çalışmalıyız.