Epigenetik Danışmanlıkta Asıl Zorluk Genlerde Değil, Davranışlardadır

Kişiye özel sağlık yaklaşımının geleceğinde psikolojinin kaçınılmaz rolü

Bir kişiye kendisi için hazırlanmış ayrıntılı bir genetik ve epigenetik değerlendirme sunduğunuzu düşünün.

Artık hangi biyolojik süreçlerinin desteklenmesi gerektiğini biliyor. Uyku düzeninde nelere dikkat etmesi gerektiğini, nasıl beslenmesinin daha uygun olabileceğini, hangi fiziksel aktivitelerin sağlık hedefleriyle daha uyumlu olduğunu öğreniyor. Belki stresini azaltması, çevresel maruziyetlerini gözden geçirmesi veya yıllardır sürdürdüğü bazı alışkanlıklarını değiştirmesi gerekiyor.

Rapor tamamlanmış, öneriler açıklanmış ve kişiye özel yol haritası oluşturulmuş durumda.

Peki danışmanlığın en zor kısmı gerçekten tamamlandı mı?

Kanaatimce hayır.

Çünkü bir insanın kendisi için neyin doğru olduğunu öğrenmesi ile bu doğruları gündelik yaşamında sürdürülebilir biçimde uygulaması aynı şey değildir. Biyolojik veriler hedefi gösterebilir; fakat o hedefe giden yolu insan davranışı belirler.

Epigenetik danışmanlığın asıl güçlüğü de tam olarak burada başlar.

Bütün Gelişmeler Bizi Aynı Noktaya Getiriyor

Sağlık alanında son yıllarda yaşanan dönüşümün tek bir nedeni yoktur. Birbirinden farklı görünen demografik, bilimsel ve teknolojik gelişmeler aynı yönde ilerlemektedir.

Dünya nüfusu yaşlanmaktadır. İnsanların daha uzun yaşaması önemli bir kazanım olmakla birlikte, diyabet, kardiyovasküler hastalıklar, obezite, kanser ve nörodejeneratif hastalıklar gibi kronik kompleks hastalıkların toplumdaki yaygınlığı da artmaktadır. Bunun sonucunda yalnızca bireylerin yaşam kalitesi etkilenmemekte; hastalık yükü, bakım ihtiyacı ve tedavi harcamaları da sağlık sistemleri üzerinde giderek büyüyen bir baskı oluşturmaktadır.

Bu tablo, hastalık ortaya çıktıktan sonra müdahale etmeye dayalı klasik sağlık anlayışının tek başına yeterli olmadığını göstermektedir. Sağlık hizmetlerinin yönü giderek hastalıkların önlenmesine, risklerin daha erken belirlenmesine ve sağlıklı yaşam süresinin uzatılmasına çevrilmektedir.

Aynı dönemde sağlık teknolojileri de benzeri görülmemiş bir hızla gelişmektedir. Giyilebilir cihazlar uyku, hareket, kalp ritmi ve günlük fizyolojik değişimler hakkında sürekli veri üretmektedir. Genetik ve epigenetik testler daha erişilebilir hâle gelmekte; biyobelirteç analizleri genişlemekte; yapay zekâ çok katmanlı sağlık verilerinin değerlendirilmesinde yeni imkânlar sunmaktadır.

İnsanların kendi sağlık verilerini izleme isteği elbette yeni değildir. Geçmişte daha çok araştırmacıların ve teknolojiye erken ilgi gösteren toplulukların alanında kalan bu yaklaşım, bugün akıllı saatler ve dijital sağlık uygulamaları sayesinde gündelik hayatın sıradan bir parçasına dönüşmektedir.

Bir tarafta yaşlanan nüfus ve büyüyen kronik hastalık yükü, diğer tarafta giderek artan biyolojik veri ve gelişen analiz imkânları vardır.

Bütün bu gelişmeler bizi aynı noktaya getirmektedir:

Kişiye özel sağlık yaklaşımına.

Bu yaklaşım, bireyi yalnızca belirli bir hastalık veya tek bir laboratuvar değeri üzerinden değerlendirmez. Genetik, epigenetik, biyokimyasal, fizyolojik, psikolojik, davranışsal, sosyal ve çevresel özellikleri bir bütün olarak ele alır. Kişiye özel sağlık anlayışının temelinde, her insanın bu katmanların birleşimi bakımından benzersiz olduğu düşüncesi bulunmaktadır. Alışkanlık Değişim Programı’nın dayandığı çerçevede de kişiye özel sağlık; biyolojik veriler ile psikolojik süreçlerin, alışkanlıkların ve çevresel koşulların dinamik etkileşimine dayanan çok katmanlı bir sistem olarak ele alınmaktadır.

Daha Fazla Veri, Kendiliğinden Daha Sağlıklı Bir Yaşam Anlamına Gelmez

Bugün birey hakkında geçmişe kıyasla çok daha fazla şey biliyoruz.

Genetik yatkınlıkları görebiliyor, bazı biyolojik süreçleri izleyebiliyor, uyku ve hareket düzenini ölçebiliyor, laboratuvar bulgularını farklı veri katmanlarıyla birlikte değerlendirebiliyoruz. Yakın gelecekte bu bilgiler daha da ayrıntılı hâle gelecek.

Fakat burada sessizce büyüyen bir sorun vardır:

Birey hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak, bireyin yaşamını aynı ölçüde değiştirebildiğimiz anlamına gelmez.

Bir insan düzenli egzersizin yararlarını bilebilir ve yine de hareket etmeyebilir.

Kaliteli uykunun önemini anlayabilir ve her gece geç saatlere kadar ekran karşısında kalabilir.

Beslenme planının kendisi için neden gerekli olduğunu kavrayabilir ve birkaç hafta sonra eski düzenine dönebilir.

Stresin sağlığı üzerindeki etkisini öğrenebilir, ancak stres karşısında yıllardır kullandığı davranış örüntülerini değiştiremeyebilir.

Bu örneklerde sorun bilgi eksikliği değildir.

Sorun, bilginin davranışa dönüşmemesidir.

İnsan davranışı yalnızca mantıklı kararların sonucu değildir. Alışkanlıklar, duygular, çevresel ipuçları, sosyal ilişkiler, geçmiş öğrenmeler, günlük yaşamın yoğunluğu, öz düzenleme becerileri ve anlık ödüller davranışlarımız üzerinde sürekli etkide bulunur. Bazen neyin doğru olduğunu biliriz; fakat doğru davranışın gerektirdiği çaba, mevcut alışkanlığın sağladığı kısa vadeli rahatlıktan daha ağır gelir.

Bu nedenle kişiye özel hazırlanmış bir sağlık planı, ne kadar bilimsel olursa olsun, davranışa dönüşmediği sürece yalnızca doğru hazırlanmış bir belge olarak kalabilir.

İşte bu noktada makalenin başlığındaki düşünce gerçek anlamını kazanır:

Epigenetik danışmanlıkta asıl zorluk genlerde değil, davranışlardadır.

Biyolojik Bilgi ile Gerçek Yaşam Arasındaki Köprü

Kişiye özel sağlık yaklaşımı ile psikolojinin kaçınılmaz biçimde kesiştiği yer tam olarak burasıdır.

Biyolojik bilimler şu soruya cevap arar:

Bu bireyin sağlığı için hangi hedefler önceliklidir?

Psikoloji ise başka bir soruya yönelir:

Belirlenen bu hedefler, bireyin gerçek yaşamında nasıl sürdürülebilir davranışlara dönüşebilir?

Bu iki soru birbirinden ayrı düşünülemez. Çünkü hedef belirlenmeden davranışın yönü bilinemez; davranış değişmeden de hedef gerçek yaşamda karşılık bulamaz.

Psikolojinin kişiye özel sağlık yaklaşımındaki rolü, genetik veya epigenetik bulguları yorumlamak değildir. Psikoloji; değişimin önündeki engelleri, alışkanlıkların nasıl oluştuğunu, davranışların hangi koşullarda sürdüğünü, motivasyonun neden dalgalandığını ve yeni davranışların nasıl kalıcılaşabileceğini inceler.

Bir laboratuvar yüzlerce biyobelirteci analiz edebilir.

Bir yapay zekâ sistemi çok katmanlı veriler arasındaki ilişkileri ortaya çıkarabilir.

Bir genetik test çeşitli yatkınlıkları gösterebilir.

Ancak bütün bu sistemlerin ürettiği bilgiler, bir insanın ertesi sabah yürüyüşe çıkmasını tek başına sağlayamaz. Yıllardır sürdürdüğü bir davranışı bırakmasını, yeni bir uyku düzenini aylar boyunca korumasını veya stres karşısında farklı bir tepki geliştirmesini garanti edemez.

Biyolojik bilgi ile gündelik yaşam arasındaki bu mesafe, psikolojinin çalışma alanıdır.

Bu nedenle psikolojiyi kişiye özel sağlık uygulamalarına sonradan eklenen yardımcı bir hizmet olarak görmek yeterli değildir. Kanaatimce biyolojik değerlendirmeler hassaslaştıkça, psikolojinin bu sistemdeki önemi azalmak bir yana daha da artacaktır.

Çünkü teknoloji bize giderek daha doğru biçimde ne yapılması gerektiğini söyleyecek; fakat insanın bunu nasıl yapacağı sorusu varlığını koruyacaktır.

Davranışlar da Kişiye Özeldir

Kişiye özel sağlık yaklaşımının temel düşüncesi, her bireyin biyolojik olarak benzersiz olduğudur.

Ancak bu düşüncenin doğal bir sonucu çoğu zaman yeterince vurgulanmaz:

Davranışlar da kişiye özeldir.

Toplum düzeyinde sağlığı desteklediği bilinen genel davranışlar vardır. Hareket etmek, yeterli uyumak, dengeli beslenmek veya zararlı maruziyetlerden kaçınmak bunlar arasında sayılabilir. Ancak kişiye özel sağlık yaklaşımında yalnızca davranışın genel olarak yararlı olup olmadığına bakmak yeterli değildir.

Asıl soru şudur:

Hangi davranış, hangi birey için, hangi koşullarda ve hangi zamanda sağlığı desteklemektedir?

Bireylerin genetik özellikleri, hastalıkları, kullandıkları ilaçlar, fiziksel kapasiteleri, psikolojik durumları, sosyal koşulları ve yaşam çevreleri aynı değildir. Dolayısıyla aynı davranış, iki ayrı bireyde aynı işlevi görmeyebilir.

Üstelik kişiye özgülük yalnızca bireyler arasındaki farklılıklarla sınırlı değildir.

Aynı bireyin koşulları da zaman içinde değişir.

Yaş ilerler, sağlık durumu farklılaşır, yeni bir hastalık ortaya çıkabilir, tedavi planı değişebilir, yaşam sorumlulukları artabilir veya çevresel şartlar dönüşebilir. Bir dönemde sağlığı destekleyen davranış, başka bir dönemde yeniden düzenlenmeye ihtiyaç duyabilir.

Bu nedenle kişiye özel sağlıkta “ömür boyu herkes için geçerli tek doğru davranış” fikri yerine, değişen bireysel koşullarla birlikte yeniden değerlendirilebilen dinamik bir davranış anlayışına ihtiyaç vardır.

Alışkanlık Değişim Programı bu ayrımı, sağlığı destekleyen kişiye özgü davranışları davranışsal antijenler, sağlığı olumsuz etkileyen ve bireyler arasında değişebilen davranışları ise davranışsal patojenler olarak ele alarak somutlaştırmaktadır. Programda bu sınıflandırma genel sağlık önerilerine göre değil, kişiye özel sağlık değerlendirmesi ve yaşam planına göre yapılmaktadır.

Bu kavramların önemli tarafı yalnızca davranışları olumlu veya olumsuz şeklinde ayırmaları değildir. Asıl önemli olan, bu niteliklerin bireyin kendisinden ve içinde bulunduğu koşullardan bağımsız kabul edilmemesidir.

Geleceğin Kişiye Özel Sağlığı Disiplinler Arası Olmak Zorundadır

Kanaatimce kişiye özel sağlık yaklaşımının önümüzdeki yıllardaki en önemli gelişim alanlarından biri, biyolojik veriler ile davranış değişikliği süreçlerinin aynı sistem içerisinde daha güçlü biçimde bütünleştirilmesi olacaktır.

Genetik uzmanları, hekimler, diyetisyenler, fizyoterapistler, psikologlar ve diğer sağlık profesyonelleri aynı bireyin farklı katmanlarını değerlendirmektedir. Bu disiplinlerin birbirlerinin yerine geçmesi değil, kendi uzmanlık sınırlarını koruyarak ortak bir yapı içinde çalışması gerekir.

Biyolojik bilimler sağlık hedeflerini belirlerken, psikoloji bu hedeflere ulaşılmasını sağlayacak davranışsal süreci yapılandırabilir.

Burada psikolojiye düşen görev yalnızca danışanın motivasyonunu yükseltmek değildir. Psikolojinin daha geniş bir sorumluluğu vardır: Kişiye özel sağlık planlarında tanımlanan davranışların edinilmesini, sürdürülmesini, farklı yaşam koşullarına aktarılmasını ve zaman içinde yeniden değerlendirilmesini bilimsel bir çerçevede ele almak.

Bu alan henüz gelişiminin erken aşamalarındadır. Psikolojinin kişiye özel sağlık ve longevity yaklaşımı içindeki kuramsal ve uygulamalı yeri daha açık biçimde tanımlanmaya ihtiyaç duymaktadır.

Bu nedenle bu kesişim noktasında çalışan psikologlara önemli bir sorumluluk düştüğüne inanıyorum. Psikolojinin bu alandaki rolünü yalnızca söylem düzeyinde savunmak değil; somut, uygulanabilir ve değerlendirilebilir modellerle görünür hâle getirmek gerekir.

Ben de çalışmalarımı bir süredir bu kesişim noktasında sürdürüyorum.

Kanaatimce önümüzdeki yıllarda psikolojinin önemli gelişim alanlarından biri, ruhsal ve davranışsal süreçleri biyolojik sağlıkla; davranış değişikliğini ise kişiye özel sağlık yaklaşımıyla daha güçlü biçimde bütünleştiren modeller geliştirmek olacaktır.

Belki de kişiye özel sağlık alanındaki bir sonraki büyük ilerleme, birey hakkında daha fazla biyolojik veri üretmek değil; üretilen biyolojik verileri insan davranışıyla daha doğru ilişkilendirebilmek olacaktır.

Bu İhtiyaçtan Doğan Bir Model: Alışkanlık Değişim Programı

Kişiye özel sağlık yaklaşımında biyolojik değerlendirmelerin giderek ayrıntılandığını, buna karşılık bu değerlendirmelerin davranış değişikliğine nasıl dönüştürüleceğine ilişkin sistematik yapıların aynı hızda gelişmediğini gözlemledim.

Alışkanlık Değişim Programı’nı geliştirirken temel çıkış noktam bu ihtiyaç oldu.

Bu bakış açısı doğrultusunda geliştirdiğim Alışkanlık Değişim Programı (ADP), kişiye özel sağlık yaklaşımında biyolojik değerlendirme ile sürdürülebilir davranış değişikliği arasındaki psikolojik köprüyü kurmayı amaçlayan özgün bir modeldir.

ADP, bireye hangi davranışı sergilemesi gerektiğini söyleyen genel bir sağlıklı yaşam programı değildir. Kişinin hangi davranışlara ihtiyaç duyduğu, çok katmanlı kişiye özel sağlık değerlendirmesi sonucunda oluşturulan yaşam planı içinde belirlenir.

ADP’nin sorusu farklıdır:

Kişiye özel olarak belirlenmiş sağlık davranışları nasıl edinilir, nasıl sürdürülür ve nasıl kalıcı alışkanlıklara dönüşür?

Program bu nedenle davranışın içeriğini belirlemekten çok, davranış değişikliğinin psikolojik sürecini yapılandırmaya odaklanır. Kişiye özel sağlık planında tanımlanan davranışların repertuvara alınmasını, sürdürülebilmesini ve kalıcılaşmasını hedefler.

Bu süreç yalnızca sağlığı destekleyen yeni davranışların kazanılmasını içermez. Sağlığı olumsuz etkilediği kişiye özel değerlendirme sonucunda belirlenen davranışların azaltılması ve davranış repertuvarından çıkarılması da modelin çift yönlü yapısının bir parçasıdır.

ADP’nin özgünlüğü, herkese aynı davranış listesini sunmasında değil; hangi davranışın gerekli olduğunu kişiye özel sağlık yaklaşımından teslim alarak, o davranışın günlük yaşamda nasıl sürdürülebilir hâle getirileceğini psikoloji bilimi temelinde ele almasındadır.

Sonuç: Veriden Yaşama

Sağlık bilimleri bireyi her geçen gün daha ayrıntılı tanımaktadır.

Genetik ve epigenetik analizler gelişmekte, biyobelirteçlerin sayısı artmakta, giyilebilir teknolojiler kesintisiz veri üretmekte ve yapay zekâ bu veriler arasındaki ilişkileri giderek daha iyi çözümlemektedir.

Fakat bir insanın sağlığı yalnızca hakkında ne kadar veri toplandığıyla değişmez.

Sağlık, o bilgilerin gündelik yaşamda neye dönüştüğüyle değişir.

Uyku saatine, hareket düzenine, beslenme tercihine, stres karşısındaki tepkisine, çevresini nasıl düzenlediğine ve her gün tekrar ettiği küçük davranışlara dönüşmeyen biyolojik bilgi, potansiyelini tam olarak gerçekleştiremez.

Bu nedenle geleceğin epigenetik danışmanlığı yalnızca daha gelişmiş testlere değil, biyolojik verileri sürdürülebilir yaşam tarzı değişikliğine dönüştürebilen disiplinler arası yapılara ihtiyaç duyacaktır.

Psikoloji bu yapının kenarında değil, biyolojik bilgi ile gerçek yaşamın kesiştiği noktada durmaktadır.

Kişiye özel sağlık yaklaşımının geleceğini belirleyecek temel soru, birey hakkında daha fazla veri üretip üretemeyeceğimiz değildir.

Asıl soru şudur:

Ürettiğimiz bilgiyi, o bireyin yaşamında sürdürülebilir bir değişime dönüştürebilecek miyiz?

Çünkü biyoloji bize yönü gösterebilir.

Fakat o yönde her gün atılacak adımlar, davranışlardan oluşur.